WordPress Eklenti Geliştirme

WordPress Eklenti Geliştirme Nedir, Ne İşe Yarar?

WordPress eklenti geliştirme, bir WordPress sitesine çekirdek sisteme dokunmadan yeni kabiliyetler kazandırma işidir. WordPress’in yıllardır ayakta kalmasının sebebi de budur: çekirdek stabil kalır, ihtiyaç duyulan işlevler eklentilerle eklenir. Tema çoğunlukla görünüm ve sayfa düzeni tarafını taşır; iş mantığı, süreçler ve otomasyonlar ise eklentide yaşar. Bu ayrım basit görünür ama projeyi kurtaran temel prensiptir. Çünkü tema değişebilir, tasarım yenilenebilir; fakat işletmenin işleyişi, veri düzeni ve süreçleri değişse bile geriye dönük izlenebilirlik ister. İşte eklenti, bu kalıcılığı sağlar.

WordPress Eklenti  Eklentiyle yapılan işlerin sınırı yoktur, ama iyi bir eklenti her zaman belirli bir hedefi temiz şekilde çözer. Bir hizmet sitesi için teklif toplama akışı, başvuru formu, talep takip ekranı, yönetim panelinde özel kayıt yönetimi, bildirim otomasyonları, rol ve yetki düzeni, raporlama ve dışa aktarma gibi ihtiyaçlar çoğu zaman eklentiyle doğru çözülür. Hazır eklentilerle bir yere kadar gidilir; ancak kuruma özgü akışlar başladığında, genel amaçlı eklentiler ya yetersiz kalır ya da gereksiz özellik yüküyle siteyi ağırlaştırır. Özel geliştirme, tam burada devreye girer: sadece gerekeni yapar, gereksizi taşımaz.

Bu iş sadece kod yazmak değildir; yazılan kodun işletmeyi güvenli ve sürdürülebilir biçimde taşıması gerekir. WordPress dünyasında “çalışıyor” yaklaşımı kısa ömürlüdür. Eklenti; güvenli olmalı, hızlı olmalı, güncellemelere dayanmalı ve bakımı kolay olmalıdır. Güvenlik tarafında kullanıcı yetkileri doğru kontrol edilmezse, basit bir form alanı bile ciddi açık doğurur. Veri temizleme, doğrulama, nonce kullanımı, doğru yetkilendirme kontrolleri ve güvenli veritabanı işlemleri eklenti kalitesinin temelidir. Performans tarafında ise gereksiz sorgular, kontrolsüz loglama, yanlış veri saklama tercihi ve her sayfada çalışan ağır işlemler siteyi yavaşlatır. Profesyonel geliştirme, bu riskleri daha baştan kapatır.

İyi eklenti geliştirmenin en büyük kazancı, süreç standardı kurmasıdır. Talep kayıtları kaybolmaz, işlemler iz bırakır, yönetim paneli tutarlı çalışır, raporlar aynı mantıkla üretilir. Kurumsal bakış açısında bu, lüks değil ihtiyaçtır. Çünkü bir işi “kişinin takibiyle” yürütmek, büyüdükçe kontrol kaybı üretir. Eklentiyle süreç sistemleşir; kimin hangi adımı yapacağı, hangi aşamada kimden onay alınacağı, hangi bildirimin ne zaman gideceği düzenli hale gelir. Böylece ekip değişse bile iş akışı bozulmaz. Geleneksel anlamda sağlam işletme, sistem kuran işletmedir.

Bir diğer önemli konu da taşınabilirliktir. Tema değiştirince ya da sayfa tasarımını yenileyince eklentinin bozulmaması gerekir. İş mantığını temaya gömerseniz, tasarım değişikliği bile operasyonu durdurabilir. Bu nedenle doğru yaklaşım, iş mantığını eklentiye koymak, temayı ise arayüz katmanı olarak kullanmaktır. Bu sayede site yenilenirken çekirdek süreçler sabit kalır. Ayrıca WordPress güncellemeleri, PHP sürüm değişimleri ve sunucu ortamı farklılıkları düşünülerek yazılmış bir eklenti, yıllarca sorunsuz çalışır.

DatWeb tarafında eklenti geliştirme hizmeti, sadece “bir özellik ekleyelim” anlayışıyla değil, sistem kurma anlayışıyla ele alınır. Önce ihtiyaç netleştirilir, ardından kapsam belirlenir, sonra modüler bir mimariyle geliştirme yapılır. Böylece eklenti büyüdüğünde bile yönetilebilir kalır. datweb.com.tr/ üzerinde bu hizmeti anlatırken alt mesaj net olmalı: hedef, kısa vadeli yama değil; güvenli, performanslı ve bakımı kolay bir çözüm üretmektir. Çünkü WordPress yaşayan bir platformdur; eklenti de disiplinli şekilde sürdürülmelidir.

Özetle WordPress eklenti geliştirme, sitenizi sıradan bir vitrin olmaktan çıkarıp iş üreten bir sisteme dönüştürür. Süreçleri hızlandırır, hataları azaltır, kontrolü artırır ve büyümeyi daha az riskle yönetmenizi sağlar. Doğru geliştirilen bir eklenti, işletmenin dijital altyapısına yapılan net bir yatırımdır.

Hazır Eklenti mi, Özel Eklenti mi? Doğru Tercih Nasıl Yapılır?

WordPress Eklenti  WordPress dünyasında aynı soruyla sürekli karşılaşılır: “Hazır eklenti mi kullanalım, yoksa özel eklenti mi yaptırmalıyız?” Bu karar, sadece bütçe meselesi değildir; risk, sürdürülebilirlik, performans ve kontrol meselesidir. Eski usul ama sağlam bir bakışla konuşalım: İşletmenin omurgasını bir başkasının takvimine ve keyfine emanet etmek çoğu zaman doğru değildir. Öte yandan her işi de sıfırdan yazmak gereksiz masraf ve zaman kaybıdır. Doğru tercih, ihtiyacı doğru sınıflandırmakla yapılır.

Hazır eklenti, yaygın bir ihtiyacı standart şekilde çözmek için idealdir. Örneğin temel SEO, basit cache, standart form toplama, basit güvenlik katmanı gibi konularda olgunlaşmış, iyi desteklenen bir hazır eklenti hızlı sonuç verir. Avantajı açıktır: hızlı kurulum, düşük başlangıç maliyeti, geniş kullanıcı kitlesi sayesinde nispeten olgun hata düzeltmeleri. Ancak hazır eklentinin bedeli genelde görünmez yerden çıkar: gereksiz özellik yükü, çakışmalar, güncelleme sonrası bozulma, lisans maliyeti, veri taşınabilirliği sorunu ve “vendor lock-in” dediğimiz bağımlılık. Bir gün eklenti geliştiricisi projeyi bırakır, fiyat politikasını değiştirir veya yeni WordPress/PHP sürümüyle uyumsuzluk yaşanır; o zaman iş akışınız kilitlenir. Kurumsal tarafta en istenmeyen şey budur: işin devamı sizin elinizde değildir.

Özel eklenti geliştirme ise işin kritik ve kurumunuza özgü tarafında anlam kazanır. Eğer süreçleriniz standart değilse, örneğin “teklif topla, durum değiştir, yöneticiden onay al, müşteriye SMS gönder, CRM’ye aktar, raporla” gibi size özel bir akış varsa, hazır eklentiyle bunu yamayarak yürütmek uzun vadede daha pahalıya patlar. Özel eklentinin büyük artısı kontrol ve sadeliktir: sadece ihtiyacınız olanı yazarsınız, gereksiz modüllerle siteyi şişirmezsiniz. Bu da performans ve bakım açısından net avantaj sağlar. Ayrıca veri yapısı da size göre tasarlanır; yarın başka bir sisteme taşımak gerektiğinde eliniz güçlenir.

Fakat özel eklenti “yaptık bitti” değildir. Özel geliştirme disiplin ister: doğru mimari, doğru dokümantasyon, sürümleme, test ve bakım planı şarttır. Aksi halde özel eklenti, birkaç ay sonra kimsenin dokunmak istemediği karmaşık bir dosya yığınına dönüşür. Bu yüzden karar verirken tek ölçüt “şu an çalışsın” olmamalı. Şu soruları net cevaplamak gerekir: Bu özellik işin kalbi mi, yoksa yardımcı bir araç mı? Bu işlevin hatalı çalışması işletmeyi durdurur mu? Kaç kullanıcı etkilenecek? Veri büyüyecek mi? Raporlama gerekecek mi? Dış servislerle entegrasyon var mı? Bu sorulara “evet” arttıkça özel eklenti ihtiyacı güçlenir.

Pratik bir karar modeliyle ilerleyelim. İhtiyaç basit, yaygın ve standartsa: iyi bir hazır eklenti seçilir, gereksiz modüller kapatılır, ayarları doğru yapılır. İhtiyaç kurumunuza özgü, süreç odaklı ve büyümeye açık ise: özel eklenti geliştirilir. Arada kalan durumda ise “hibrit” yaklaşım uygulanabilir: çekirdek işi özel eklenti yapar, bazı yardımcı parçaları (örneğin temel SMTP, basit cache gibi) hazır eklentilerle desteklersiniz. Önemli olan, kritik iş mantığını hazır eklentiye gömmemektir.

İş Analizi ve İhtiyaç Toplama: Projenin Temeli Nasıl Atılır?

WordPress eklenti geliştirmede en büyük hata, ihtiyaç netleşmeden koda başlamaktır. Çünkü kod yazmak çoğu zaman işin en kolay kısmıdır; zor olan, doğru problemi doğru şekilde çözmektir. Sağlam bir iş analizi yapılmadan geliştirilen eklenti, başta “çalışıyor” gibi görünür ama kısa sürede yamaya dönüşür. Bu yüzden geleneksel ve disiplinli yaklaşım şudur: önce ihtiyaçları yazılı hale getir, sonra kapsamı belirle, sonra geliştirmeye gir. Bu sıralama bozulursa proje ya uzar ya da kalite düşer.

İhtiyaç toplama süreci, “hangi özellikler olsun” listesinden ibaret değildir. Asıl mesele, senaryoları netleştirmektir. Kim kullanacak? Yönetici mi, editör mü, müşteri mi, saha personeli mi? Kullanıcı hangi adımları izleyecek? Hangi ekrandan başlayacak, hangi formu dolduracak, hangi onaya gidecek, hangi bildirimler gidecek? Bir adım eksik veya yanlış kurgulanırsa, eklenti tamamlandığında bile işletme süreçleri tıkanır. Bu nedenle senaryolar, baştan sona akış olarak yazılmalıdır. “Talep oluşturulur, yönetici görür, durum değiştirir, kullanıcı bilgilendirilir, rapora yansır” gibi net bir akış çizgisi olmadan doğru tasarım çıkmaz.

WordPress Eklenti; İkinci temel konu veri tasarımıdır. Hangi bilgiler saklanacak, hangi alanlar zorunlu olacak, hangi alanlar opsiyonel olacak? Veri büyüyecek mi? Raporlama gerekecek mi? Filtreleme yapılacak mı? Bu soruların cevabı, eklentinin veriyi nerede ve nasıl saklayacağını belirler. WordPress’in post type, post meta ve options gibi farklı veri katmanları var. Her şeyi rastgele bir yere yazmak ileride performans sorunları üretir. Örneğin çok kayıtlı bir sistemde raporlama gerekiyorsa, sadece post meta kullanmak raporlama sorgularını zorlaştırabilir. Bazen özel tablo gerekir, bazen hibrit yaklaşım gerekir. Bu kararlar “sonra bakarız” denecek şeyler değildir; çünkü veri biriktikten sonra yapıyı değiştirmek pahalı olur.

Üçüncü konu yetkilendirme ve rollerin netleşmesidir. WordPress’te kullanıcı rolleri vardır ama çoğu projede “kim neyi görür, kim neyi değiştirir” net yazılmadığı için güvenlik ve operasyon sorunları çıkar. Yönetici hangi kayıtları silebilecek? Editör düzenleyebilecek mi? Kullanıcı sadece kendi kaydını görecek mi? Bazı alanlar sadece yöneticiye mi açık? Bunların hepsi bir “yetki matrisi” olarak yazılmalıdır. Bu, hem güvenliği güçlendirir hem de geliştirmeyi hızlandırır; çünkü geliştirici neyi nereye kilitleyeceğini baştan bilir.

Dördüncü konu entegrasyon ve teknik bağımlılıklardır. API ile bir servis kullanılacak mı? Ödeme altyapısı var mı? SMS veya e-posta sağlayıcısı kullanılacak mı? Webhook gelecek mi gidecek mi? Bu servislerin hata senaryosu ne olacak? Servis kapalıysa eklenti nasıl davranacak? Log tutacak mı? Yeniden deneme yapacak mı? Bunlar yazılmazsa, canlıda sorun çıktığında iş büyür. Disiplinli yaklaşım, hata senaryosunu da tasarlamaktır. Çünkü gerçek hayat, “her şey yolunda” senaryosundan ibaret değildir.

İş analizi aşamasında bir de kabul kriterleri yazılmalıdır. Kabul kriteri, iş bittiğinde tartışmayı bitiren ölçüdür. “Yönetici talepleri tarih aralığına göre filtreleyebilmeli”, “Kayıtlar CSV olarak indirilebilmeli”, “Her durum değişiminde e-posta gitmeli” gibi net cümleler geliştirme hedefini somutlar. Böylece hem müşteri ne aldığını bilir hem ekip neyi teslim edeceğini bilir. Bu, yılların tecrübesiyle oluşmuş en sağlam yöntemdir.

Kapsam ve Yol Haritası: MVP Mantığıyla Hızlı Başlangıç

WordPress eklenti geliştirmede projeyi batıran şey genelde teknik yetersizlik değil, kapsamın kontrolsüz büyümesidir. “Madem başladık şunu da ekleyelim” cümlesi masum görünür ama maliyeti, süreyi ve riski katlayarak artırır. Bu yüzden yıllardır değişmeyen doğru yöntem şudur: Önce minimum çalışan sürümü çıkar, sonra aşama aşama büyüt. Buna MVP yaklaşımı denir. MVP, yarım iş demek değildir. MVP; temel akışı eksiksiz çalıştıran, güvenli, performanslı ve bakımı yapılabilir ilk sürüm demektir. Üzerine eklenecek her yeni özellik ise sonraki sürümlere planlanır.

Kapsam belirlerken ilk iş, “olmazsa olmazlar” ile “olsa iyi olur” listesini ayırmaktır. Örneğin bir hizmet talep eklentisinde olmazsa olmazlar; talebin kaydı, yönetim panelinde görüntülenmesi, durum güncelleme, bildirim gönderimi ve temel filtreleme olabilir. “Gelişmiş raporlar, otomatik atama, entegrasyonlar, panelde özel grafikler” gibi talepler çoğu zaman ikinci aşamaya bırakılmalıdır. Çünkü çekirdek akış stabil olmadan yapılan her ekstra ekleme, hatayı büyütür. Geleneksel proje disiplininde önce temel sistem sağlam kurulur, sonra süs ve gelişmiş özellikler gelir. Bu kural WordPress eklenti geliştirmede de birebir geçerlidir.

Yol haritası, sadece “hangi özellik ne zaman” listesi değildir; aynı zamanda risk planıdır. Harici servis bağımlılığı varsa (SMS, ödeme, CRM gibi) bunun test planı ve hata senaryosu yol haritasına yazılmalıdır. Bir API limiti dolarsa ne olacak? Servis yanıt vermezse kullanıcıya ne gösterilecek? Kayıt kuyrukta mı kalacak? Yeniden deneme olacak mı? Bunlar netleşmezse canlıya geçtiğiniz gün sürpriz yaşarsınız. Ayrıca WordPress tarafında sürüm uyumluluğu da risk planının parçasıdır. Eklenti hangi PHP sürümlerini destekleyecek, hangi WordPress sürümleriyle test edilecek, hangi sunucu yapılandırmalarında sorunsuz çalışacak? Bu soruların cevabı yol haritasında “kabul kriterleri” ile birlikte durmalıdır.

WordPress Eklenti; MVP mantığıyla hızlı başlangıç yapmak, işi aceleye getirmek değildir; işi kontrol altında tutmaktır. Birinci sürüm kısa sürede çıkınca gerçek kullanıcı geri bildirimi alınır, gereksiz özellikler ayıklanır, işin gerçekten nerede değer ürettiği anlaşılır. Bu sayede ikinci sürümde yapılan geliştirmeler daha isabetli olur. Ayrıca işletme açısından da avantaj sağlar: yatırım tek seferde büyük bir meblağla değil, aşamalar halinde yapılır. Bu, bütçe planlamasını kolaylaştırır ve riskin yayılmasını sağlar.

Pratik bir sürümleme modeli çoğu projeyi toparlar. Örneğin sürüm 1.0.0: çekirdek akış ve temel yönetim ekranları. Sürüm 1.1.0: kullanılabilirlik iyileştirmeleri, filtreler, dışa aktarma. Sürüm 1.2.0: entegrasyonlar ve otomasyonlar. Sürüm 1.3.0: raporlar ve gelişmiş güvenlik/performans iyileştirmeleri. Bu model, hem geliştirici ekibin işini netleştirir hem de müşteri tarafında “ne zaman ne gelecek” beklentisini yönetir. En önemlisi, her sürümde test ve kalite kontrol yapılabildiği için canlıda sürprizler azalır.

DatWeb yaklaşımı, kapsamı yazılı olarak netleştirip, yol haritasını gerçekçi şekilde aşamalandırmaktır. datweb.com.tr/ hizmet sayfasında bunun altını çizmek gerekir: “Tek seferde dev proje” yerine “kontrollü, ölçülebilir, sürüm sürüm ilerleyen” bir geliştirme yaklaşımı daha güvenilir ve daha profesyonel görünür. Çünkü eklenti geliştirme, sadece özellik eklemek değil; sürdürülebilir bir sistem kurmaktır. Sistem kurmanın yolu da kapsam disiplini ve sağlam yol haritasından geçer.

Eklenti Mimarisi: Modüler Dosya Yapısı ve Bakım Kolaylığı

WordPress eklenti geliştirmede kaliteyi belirleyen şey sadece “özellikler” değildir; o özelliklerin nasıl bir mimariyle inşa edildiğidir. Mimari doğru kurulmazsa eklenti ilk gün çalışır, üçüncü ayda kabusa döner. WordPress dünyasında en yaygın kötü alışkanlık, her şeyi tek dosyaya doldurmaktır. Başta hızlı gibi görünür, ama sonra küçük bir değişiklik bile riskli hale gelir. Profesyonel yaklaşım şudur: Modüler yapı kur, sorumlulukları ayır, okunabilir ve test edilebilir bir sistem oluştur. Bu, yazılım geleneğinin yıllardır kanıtlanmış en güvenli yoludur.

Modüler mimaride hedef, her parçanın tek bir işi yapmasıdır. Örneğin yönetim paneli ekranları ayrı bir sınıfta, kısa kodlar veya bloklar ayrı bir modülde, ayar yönetimi ayrı bir katmanda, veritabanı işlemleri ayrı bir katmanda durmalıdır. Dış servis entegrasyonları (API, SMS, ödeme gibi) ana iş mantığından ayrılmalıdır. Çünkü entegrasyonlar değişir, ana mantık değişmese bile servis sağlayıcısı değişebilir. Bu ayrımı yapmadığınızda, bir SMS sağlayıcısını değiştirmek tüm eklentiyi elden geçirmek gibi olur. Oysa iyi tasarımda, entegrasyon modülü değişir, geri kalan sistem aynen kalır.

Dosya ve klasör yapısı da bu disipline hizmet eder. Basit bir örnek: “includes” altında çekirdek sınıflar, “admin” altında panel sayfaları, “public” altında ön yüz işlemleri, “assets” altında CSS/JS, “languages” altında çeviri dosyaları gibi düzen, hem geliştiricinin işini kolaylaştırır hem de hata ayıklamayı hızlandırır. Ayrıca isimlendirme standardı kritiktir. WordPress’te çakışma riski yüksek olduğu için fonksiyon ve sınıf isimleri tutarlı bir prefix ile yazılmalıdır. Bu, geleneksel WordPress disiplininin temelidir ve tartışmaya açık değildir. İyi isimlendirme, yıllar sonra bile kodun ne yaptığını anlamayı sağlar.

WordPress Eklenti; Modüler mimarinin bir diğer ayağı, WordPress hook sistemini doğru kullanmaktır. Eklenti; gereksiz yere her sayfada ağır işlem çalıştırmamalı, ihtiyaç olduğunda yüklenmelidir. Admin ekranı kodu sadece admin tarafında devreye girmeli, frontend tarafı sadece gerektiğinde çalışmalıdır. Ayrıca aktivasyon ve güncelleme süreçleri ayrı ele alınmalıdır. Eklenti aktive olunca yapılacak işler (varsayılan ayarların yazılması, gerekiyorsa veritabanı tablolarının kurulması) kontrollü şekilde yapılmalıdır. Güncelleme geldiğinde veri yapısı değişecekse, sürüme bağlı migration mantığı olmalıdır. “Güncelledim, site bozuldu” cümlesi profesyonel işte kabul edilemez. Bu yüzden mimaride sürüm kontrolü ve geriye dönük uyumluluk planı mutlaka bulunur.

Bakım kolaylığı için loglama ve hata yönetimi de mimarinin parçasıdır. Hata olduğunda nereden kaynaklandığını hızlı bulamazsan, sorun büyür. Kontrollü log sistemi, kritik işlemlerde kayıt tutar ama sistemi yavaşlatmaz. Aynı şekilde ayar yönetimi de düzenli olmalıdır. Ayarlar ekranı, doğru yetkilendirme ile korunmalı, kayıt işlemleri güvenli yapılmalı, gereksiz seçeneklerle şişirilmemelidir. İyi mimari, yönetim panelinde de kendini gösterir: kullanıcı, aradığı şeyi hızlı bulur; geliştirici de panel kodunu rahat yönetir.

DatWeb açısından bu konu özellikle önemlidir, çünkü hizmet olarak sunduğunuz şeyin değeri uzun vadede ortaya çıkar. Müşteri bugün bir özellik ister; yarın yeni bir özellik eklenmesini ister; bir yıl sonra başka bir siteyle entegrasyon ister. Eğer mimari modüler değilse her yeni istek maliyeti gereksiz artırır. Modüler mimari, “bugün yaptık” değil, “yarın da büyütürüz” demektir. datweb.com.tr/ hizmet sayfasında bu mesaj net olmalı: Biz eklentiyi sadece çalışsın diye değil, büyüsün, sürdürülsün ve yıllarca sorunsuz yönetilsin diye geliştiriyoruz.

Sonuç olarak modüler dosya yapısı; okunabilirlik, güvenlik, performans ve sürdürülebilirlik demektir. Bu disiplinle geliştirilen eklenti, hem müşteri tarafında güven verir hem de teknik ekip için bakım maliyetini düşürür. WordPress’te gerçek profesyonellik, hızlı hack değil; sağlam mimaridir.

WordPress Standartları: Kodlama Kuralları ve En İyi Uygulamalar

WordPress eklenti geliştirmede “standartlara uymak” süslü bir cümle değildir; doğrudan kalite ve güvenlik demektir. Standartlar, yıllar içinde sayısız proje tecrübesiyle oluşmuş ortak akıldır. Bu akla uymazsanız eklenti kısa vadede çalışır, uzun vadede sorun çıkarır. Özellikle hizmet olarak eklenti geliştiren bir yapı için standartlar, işin itibarıdır. Çünkü WordPress ekosistemi; farklı temalar, farklı eklentiler, farklı sunucular ve farklı PHP sürümleriyle yaşayan bir ortamdır. Standartlara uygun yazılmayan eklenti, bu çeşitliliğe dayanamaz.

İlk temel konu, WordPress’in kodlama kuralları ve dosya düzenidir. Kod okunabilir olmalı, fonksiyonlar ve sınıflar tutarlı isimlendirilmeli, çakışmaları önlemek için belirgin bir prefix kullanılmalıdır. “Bir yerde çalıştı” yaklaşımı yerine, “her yerde tutarlı çalışır” yaklaşımı hedeflenmelidir. Bu da ancak düzenli mimari ve disiplinli kod yazımıyla olur. Ayrıca WordPress’te çeviri altyapısı (i18n) standarttır; metinler uygun şekilde çevrilebilir yazılmalıdır. Bugün sadece Türkçe kullanıyor olsanız bile, yarın çoklu dil ihtiyacı doğduğunda altyapı hazır olmalıdır. Bu, ileriye dönük sağlamlıktır.

WordPress Eklenti; İkinci konu, WordPress API’lerini doğru kullanmaktır. WordPress zaten birçok işi sizin yerinize güvenli ve standart biçimde yapacak API’ler sunar. Ayar yönetimi için Settings API, admin ekranları için uygun menü ve sayfa fonksiyonları, veri işlemleri için WordPress’in veritabanı katmanı, dosya işlemleri için ilgili fonksiyonlar gibi. Bu API’leri bypass edip “ben kendim yazarım” diye kestirmeden gidenler, genelde güvenlik ve uyumluluk sorunuyla karşılaşır. Standart bir yapı, WordPress’in sunduğu mekanizmalara yaslanır. Bu, tecrübeli geliştiricinin refleksidir.

Üçüncü konu güvenlik prensipleridir. WordPress standartlarında veri girişi her zaman şüpheli kabul edilir. Bu nedenle sanitizasyon ve doğrulama yapılmadan veri kaydedilmez. Form işlemlerinde nonce kullanılır, kullanıcı yetkileri kontrol edilir. SQL işlemlerinde hazırlıklı sorgular ve WordPress’in güvenli yöntemleri tercih edilir. Çıktı üretirken de uygun şekilde escape edilir. Bu kurallar “fazladan iş” değildir; profesyonel işin zorunlu parçasıdır. Çünkü güvenlik açığı, sadece teknik bir sorun değil; işletme riski ve itibar kaybıdır.

Dördüncü konu performans ve kaynak kullanımıdır. WordPress’te her sayfada çalışan gereksiz kod, sitenin hızını düşürür. Standart yaklaşım, gerekli kodu gerekli yerde çalıştırmaktır. Admin’e özel kodlar frontend’de yüklenmez, frontend’e özel kodlar admin’de devreye girmez. CSS/JS dosyaları doğru şekilde enqueue edilir; rastgele sayfaya basılmaz. Gereksiz veritabanı sorguları azaltılır, mümkünse önbellekleme stratejileri düşünülür. Ayrıca cron ve arka plan görevleri düzgün planlanmalıdır; her sayfa yüklemesinde ağır iş yapmak yerine, planlı görevlerle çalışmak daha sağlıklıdır. WordPress standartları, bunun için de yıllardır oturmuş yöntemler sunar.

Beşinci konu uyumluluktur. İyi bir eklenti, başka eklentilerle kavga etmez. Global değişkenleri hoyratça kullanmaz, çekirdek fonksiyonları değiştirmez, gereksiz çıktılar basmaz, hataları “ekrana dökmez”. Hata yönetimi kontrollüdür; gerekirse loglanır, kullanıcıya doğru mesaj gösterilir. Ayrıca eklentinin etkinleştirme ve kaldırma süreçleri de standartlara uygun olmalıdır. Varsayılan ayarlar düzgün yazılmalı, kaldırmada istenirse temizlik yapılabilmelidir. Kısacası eklenti, WordPress sistemine saygılı davranmalıdır. Bu saygı, kullanıcıya sorunsuz deneyim olarak geri döner.

DatWeb için bu başlığın mesajı net olmalı: Biz eklenti geliştirirken “hızlıca çalışan” çözümler değil, WordPress standartlarına uygun, güvenli, performanslı ve sürdürülebilir çözümler üretiriz. datweb.com.tr/ üzerinde hizmet anlatımında bu vurguyu yapmak, doğru müşteriyi çeker. Çünkü kurumsal tarafta insanlar şunu arar: Bugün çalışan değil, yarın da çalışacak olan. Standartlara uymak, tam olarak bunu sağlar.

Güvenlik: Yetkilendirme, Doğrulama, Sanitizasyon ve Nonce Kullanımı

WordPress Eklenti; WordPress eklenti geliştirmede güvenlik, “sonradan eklenir” denecek bir aksesuar değildir; en baştan tasarımın içine gömülmesi gereken temel şarttır. Çünkü eklenti, doğrudan WordPress’in içine çalışan bir yazılımdır ve hata affetmez. Basit bir form alanı bile yanlış ele alınırsa veri sızıntısına, yetkisiz işlem yapılmasına veya sitenin ele geçirilmesine kapı aralayabilir. Bu yüzden profesyonel yaklaşım nettir: önce güvenlik düşünülür, sonra özellik yazılır. Bu prensip, yıllardır değişmeyen doğru yöntemdir.

Güvenliğin ilk basamağı yetkilendirmedir. WordPress’te kullanıcı rolleri ve yetkileri vardır; eklenti geliştiren kişi, “bu işlemi kim yapabilir?” sorusunu her aksiyonda cevaplamak zorundadır. Yönetici bir kaydı silebilecek mi? Editör düzenleyebilecek mi? Abone kendi kaydını görebilecek mi? Bir kullanıcı başkasının kaydını görüntüleyebilecek mi? Eğer yetkilendirme kontrolleri net değilse, sistemin kontrolü kayar. Pratik kural şudur: Her işlem (create, read, update, delete) için ayrı yetki düşünülür. Sadece admin menüsünü gizlemek yetmez; doğrudan URL ile erişim denemelerine karşı da kontroller yapılır. Çünkü saldırgan, butona basmaz; endpoint’i dener.

İkinci basamak doğrulama ve sanitizasyondur. WordPress’te gelen her veri şüphelidir; buna yönetici panelinden gelen veri de dahildir. Kullanıcı bir form alanına beklenmeyen bir içerik yazabilir, özel karakterler gönderebilir, script enjekte etmeyi deneyebilir. Bu nedenle veri önce temizlenir (sanitization), sonra kurala göre doğrulanır (validation). Örneğin e-posta alanı gerçekten e-posta mı, telefon alanı format olarak geçerli mi, tarih alanı doğru mu, sayı alanı negatif olabilir mi gibi kurallar net olmalıdır. Bu iş, “güzel dursun” diye değil, güvenli ve tutarlı veri tutmak için yapılır. Kirli veri sadece güvenlik riski değildir; raporlamayı bozar, entegrasyonları patlatır, kullanıcı deneyimini de baltalar.

Üçüncü basamak nonce kullanımıdır. Nonce, WordPress’in özellikle CSRF (Cross-Site Request Forgery) saldırılarına karşı sunduğu koruma mekanizmasıdır. Form gönderenin gerçekten o sayfayı açmış kullanıcı olup olmadığını doğrulamaya yarar. Eklentide form kaydı, ayar kaydı, durum değiştirme, silme gibi işlemler varsa nonce kontrolü şarttır. “Admin zaten güvenli” diye düşünmek hatadır. Admin kullanıcı da kandırılabilir; kötü niyetli bir linke tıklatılarak arka planda istek attırılabilir. Nonce, bu tür senaryolarda en basit ve en etkili kalkanlardan biridir. Güvenlikte basit kalkanlar önemlidir; çünkü saldırılar çoğu zaman basit açıklardan girer.

Dördüncü basamak, veri tabanı ve çıktı güvenliğidir. Veritabanına yazarken güvenli yöntemler ve hazırlıklı sorgular kullanılmalı, doğrudan kullanıcı girdisiyle SQL birleştirilmemelidir. Çıktı üretirken de “escape” yapılmalıdır; yani ekrana basılan içerik uygun şekilde filtrelenmelidir. Admin panelinde bile bu kural geçerlidir. Çünkü XSS gibi saldırılar, bir kez veri içine yerleştiğinde yönetici panelinde tetiklenebilir. Bu nedenle hem girişte temizleme hem çıkışta kaçışlama birlikte uygulanır. Tek taraflı koruma yetmez.

Beşinci basamak hata yönetimidir. Güvenli eklenti, hata mesajlarını kullanıcının önüne dökmez. Teknik detayları ekrana basmak, saldırgana yol haritası vermektir. Hata gerekiyorsa loglanır, kullanıcıya sade ve yönlendirici bir mesaj gösterilir. Ayrıca güvenlik, güncelleme kültürüyle de ilgilidir. Kullanılan kütüphaneler, entegrasyonlar ve WordPress sürümleri takip edilir; uyumsuzluklar test edilir. “Bir kere yaptık, yıllarca gider” anlayışı yazılımda gerçekçi değildir.

Performans: Veritabanı Tasarımı, Sorgu Optimizasyonu ve Önbellekleme

WordPress eklenti geliştirmede performans, “site yavaşladı mı?” sorusuyla sonradan ölçülecek bir konu değildir; en baştan tasarıma dahil edilmesi gereken bir mühendislik disiplinidir. Çünkü WordPress, paylaşımlı hostingten kurumsal sunuculara kadar çok farklı ortamlarda çalışır. Siz eklentiyi güçlü bir sunucuda yazıp test edebilirsiniz, ama gerçek kullanıcı bazen daha kısıtlı bir ortamda çalışır. Bu yüzden profesyonel yaklaşım nettir: En kötü senaryoya göre düşün, en iyi senaryoda rahat et. Aksi halde eklenti büyüdükçe siteyi ağırlaştırır, kullanıcıyı kaçırır ve işletmenin gelirini etkiler.

Performansın ilk taşı veritabanı tasarımıdır. WordPress size esnek seçenekler sunar: custom post type, post meta, options, user meta gibi. Ancak her veriyi her yere koymak doğru değildir. Az sayıda ayar için options uygundur; çok sayıda kayıt ve filtreleme gerektiren veri için post meta tek başına yetersiz kalabilir; raporlama ve sorgu yoğunluğu yüksekse özel tablo daha doğru olabilir. Buradaki kritik karar, verinin büyüklüğü ve sorgu şeklidir. “Kaç kayıt oluşacak? Yönetici hangi filtreleri kullanacak? Tarih aralığı, durum, kullanıcı, kategori gibi filtreler olacak mı?” gibi sorular cevaplanmadan veri katmanı seçilmez. Çünkü yanlış seçim, ileride “veri taşımak” gibi pahalı bir işe döner.

İkinci konu sorgu optimizasyonudur. WordPress’te “her şey meta query ile olur” düşüncesi yanlıştır. Meta query büyüdükçe maliyet artar. Eğer eklentiniz her yönetim ekranında karmaşık meta query çalıştırıyorsa, panel bile ağırlaşır. Doğru yöntem, ihtiyaca göre indekslenebilir alanlar düşünmek, sık kullanılan filtreleri veritabanında daha uygun bir yapıya taşımak ve gerektiğinde özel tablolarla sorguyu sadeleştirmektir. Ayrıca gereksiz sorguları azaltmak da şarttır. Aynı veriyi sayfa içinde defalarca çekmek yerine, bir kez çekip kullanmak; büyük listelerde sayfalama yapmak; her satır için ayrı sorgu çalıştırmamak gibi pratik kurallar performansı doğrudan iyileştirir. Tecrübe şunu gösterir: performans kaybı çoğu zaman “tek büyük hata”dan değil, “küçük ama çok” hatadan doğar.

WordPress Eklenti; Üçüncü konu önbelleklemedir. Önbellek, doğru yerde kullanılırsa mucize yaratır; yanlış yerde kullanılırsa hata saklar. Örneğin ağır bir rapor üretimi varsa, her sayfa açılışında yeniden hesaplamak yerine kısa süreli önbelleklemek mantıklıdır. WordPress’te transient API gibi yöntemler bu iş için yıllardır kullanılır. Yine de dikkatli olmak gerekir: “Kritik ve sürekli değişen” veriyi agresif önbelleğe almak yanlış sonuç gösterebilir. Bu yüzden önbelleklemede süre, invalidation (boşa çıkarma) stratejisi ve kullanıcı bazlı farklılıklar düşünülmelidir. Kısacası önbellek; hız için kullanılır, doğruluğu bozmamalıdır.

Dördüncü konu asset yönetimidir. Bir eklentinin CSS ve JS dosyalarını her sayfaya yüklemek, özellikle mobilde gereksiz yük demektir. Standart yaklaşım; dosyaları sadece ihtiyaç duyulan sayfalarda enqueue etmektir. Admin sayfasında gerekli olan JS, frontend’de yüklenmez. Frontend’deki bir kısa kod yalnızca kullanılan sayfalarda script çağırır. Bu disiplin, sitenin genel performansını korur ve “eklenti şişirdi” algısını engeller. Ayrıca üçüncü parti kütüphane kullanımı da kontrollü olmalıdır; her eklenti kendi kütüphanesini yüklerse çakışma ve şişkinlik kaçınılmaz olur.

Beşinci konu arka plan işlerinin yönetimidir. Bazı işlemler zaman alır: büyük veri dışa aktarma, toplu e-posta gönderimi, entegrasyon senkronizasyonu gibi. Bunları kullanıcı sayfa açarken yapmak, hem kullanıcı deneyimini bozar hem de sunucu kaynaklarını zorlar. Doğru yöntem; cron tabanlı görevler, kuyruk mantığı veya parça parça işleme yaklaşımıyla bu yükü dağıtmaktır. Bu, “eski usul” değil; yıllardır kullanılan sağlam yöntemdir.

Yönetim Paneli Deneyimi: Admin Arayüz Tasarımı ve Kullanılabilirlik

WordPress eklentilerinde çoğu kişi ön yüze odaklanır, yönetim panelini “idare eder” diye geçiştirir. Bu yaklaşım yanlıştır. Çünkü eklentiyi gerçekten kullanan kişi çoğu zaman yönetim panelindeki kullanıcıdır: yönetici, editör, operasyon ekibi, müşteri temsilcisi. Panel karmaşıksa, iş yavaşlar; hata artar; eğitim ihtiyacı büyür; sistemden soğuma başlar. Yani iyi bir admin arayüzü, süslü bir detay değil, doğrudan verimlilik aracıdır. Geleneksel işletme mantığı burada da geçerlidir: süreç, sade olursa işler doğru yürür.

İyi admin deneyiminin ilk kuralı, doğru bilgi mimarisidir. Kullanıcı panelde ne arıyor? Kayıt listesi mi, ayarlar mı, rapor mu, entegrasyon mu? Menü yapısı buna göre planlanmalıdır. Her şeyi tek sayfaya yığmak veya her küçük ayar için ayrı menü açmak da yanlıştır. Doğru denge, kullanıcının iş akışına göre kurulur. Örneğin “kayıt yönetimi” bir merkezdir; liste, filtre, detay, durum güncelleme gibi işler burada döner. “ayarlar” ayrı bir merkezdir; sistem parametreleri burada durur. “raporlama” ayrı bir merkezdir; çıktı ve analiz burada yapılır. Bu ayrım net olursa kullanıcı kaybolmaz.

İkinci kural, liste ekranlarının profesyonel yapılmasıdır. WordPress’te veriler çoğu zaman liste üzerinden yönetilir. Bu listelerde arama, filtreleme, sıralama, sayfalama ve hızlı işlem (bulk actions) kritik önemdedir. Eğer kullanıcı 500 kaydı tek sayfada kaydırarak arıyorsa, orada tasarım değil, süreç hatası vardır. Filtreleme alanları pratik olmalı; tarih aralığı, durum, kullanıcı, kategori gibi temel filtreler doğru yerde sunulmalıdır. Sıralama mantıklı olmalıdır; en yeni kayıt üstte, kritik kayıtlar öncelikli gibi. Ayrıca liste satırında gereksiz bilgi kalabalığı olmamalı; önemli alanlar görünür, detaylar gerektiğinde açılır olmalıdır. Panelde “az ama öz” yaklaşımı, her zaman daha hızlı çalışır.

WordPress Eklenti; Üçüncü kural, detay ekranlarında kullanıcıyı yönlendirmektir. Bir kaydı açtığında kullanıcı hangi adımları yapacak? Durum güncelleyecek mi, not ekleyecek mi, dosya indirecek mi, yanıt gönderecek mi? Bu aksiyonlar görünür olmalı ve yanlış yapmayı zorlaştırmalıdır. Örneğin silme işlemi kritikse, açıkça uyarı verilmeli, yetki kontrolü net olmalı, mümkünse geri dönüş (trash/undo) mantığı düşünülmelidir. Ayrıca durum yönetimi (workflow) varsa, hangi durumdan hangi duruma geçilebileceği kural bazlı olmalıdır. Herkes her şeyi yapamasın. Bu, hem güvenlik hem de operasyon disiplini sağlar.

Dördüncü kural, form ve ayar ekranlarında hata oranını düşürmektir. Zorunlu alanlar açıkça belirtilmeli, alan açıklamaları kısa ve net olmalı, doğrulama hataları kullanıcıya anlaşılır şekilde gösterilmelidir. “Hata oluştu” diye boş mesaj veren panel, amatörlüktür. Kullanıcıya neyin yanlış olduğunu söylemek gerekir. Ayrıca ayar ekranlarında gereksiz seçenek kalabalığı da büyük bir problemdir. Kullanıcı “hangi ayarı değiştirmeliyim?” diye düşünüyorsa, panel tasarımı doğru değildir. Profesyonel yaklaşım, gerekli ayarları gruplamak, varsayılanları mantıklı seçmek ve kritik ayarları açıklamaktır.

Beşinci kural, WordPress’in yerleşik tasarım diline saygı duymaktır. Admin panelde WordPress’in UI alışkanlıkları vardır. Kendi başına bambaşka bir arayüz tasarlamak çoğu zaman ters teper; kullanıcı alıştığı düzeni bulamaz. Bu yüzden WordPress bileşenlerini, standart tabloları, bildirim tiplerini ve sayfa düzenini doğru kullanmak önemlidir. Tabii bu, “çirkin kalsın” demek değildir; sade, düzenli ve anlaşılır bir admin sayfası her zaman mümkündür. Esas olan, WordPress’in ritmini bozmadan iyileştirmektir.

Entegrasyonlar: API, Ödeme, Kargo, CRM ve Üçüncü Parti Servisler

Bir WordPress eklentisi çoğu zaman tek başına yaşamaz; gerçek değer, dış dünyayla kurduğu bağlantılarla ortaya çıkar. Ödeme sistemi, kargo firması, CRM, ERP, SMS/e-posta servisleri, muhasebe yazılımları, canlı destek, pazarlama otomasyonları… İşletmenin dijital süreçleri büyüdükçe entegrasyon ihtiyacı kaçınılmaz olur. Burada hataya yer yoktur: Entegrasyon, “çalıştı” diye bırakılan bir iş değildir; doğru tasarlanmazsa hem operasyonu kilitler hem de güvenlik riski üretir. Geleneksel bir bakışla söyleyeyim: Dışa bağlı süreçlerde disiplin şarttır, yoksa kontrol sizden çıkar.

İlk adım, entegrasyonun kapsamını netleştirmektir. Hangi veriyi göndereceğiz, hangi veriyi alacağız? Ne zaman göndereceğiz? Gerçek zamanlı mı olacak, belirli aralıklarla mı senkronize olacak? Örneğin bir ödeme entegrasyonunda kritik olan; güvenli ödeme başlatma, ödeme sonucu doğrulama ve sipariş durumunu doğru güncellemedir. Bir CRM entegrasyonunda ise lead (potansiyel müşteri) kaydının doğru alanlarla aktarılması, mükerrer kayıtların önlenmesi ve hata durumunda tekrar deneme mantığı önem kazanır. Bu sorular cevaplanmadan “API bağlayalım” demek, işi şansa bırakmaktır.

İkinci adım güvenliktir. API anahtarları nasıl saklanacak? Yönetici dışında kimse görebilecek mi? Webhook doğrulaması yapılacak mı? İstekler imzalı mı gelecek? IP kısıtı var mı? Burada en sık yapılan hata, entegrasyon anahtarlarını rastgele bir ayar alanına koyup işin bittiğini sanmaktır. O anahtar ele geçirilirse, sisteminiz üzerinden işlem yapılabilir. Ayrıca ödeme gibi konularda doğrulama kritik önemdedir. “Ödeme başarılı döndü” diye gelen bir yanıtı körü körüne kabul etmek, ciddi risktir. Sağlam yaklaşım; sağlayıcının önerdiği doğrulama mekanizmalarını uygulamak ve kritik adımlarda server-to-server doğrulama yapmaktır.

Üçüncü adım hata senaryolarıdır. Dış servisler her zaman çalışmaz. API yanıt vermez, gecikir, kota dolar, bağlantı kopar. Bu durumda eklenti ne yapacak? Kullanıcıya ne gösterecek? İşlem iptal mi olacak, kuyruğa mı alınacak? Daha sonra yeniden mi denenecek? Bu sorulara cevap vermeyen entegrasyon, canlıda sorun çıkarır. Profesyonel yaklaşım, “başarısızlık senaryosu”nu normal kabul eder ve buna göre tasarım yapar. Örneğin kritik işlemler için kuyruk mantığı, tekrar deneme stratejisi, loglama ve yönetici uyarıları gerekir. Hata olduğunda “kayıp işlem” kalmamalıdır; sistem, sorunu görünür kılmalıdır.

Dördüncü adım veri uyumu ve haritalamadır. Bir sistemde “telefon” alanı zorunludur, diğerinde değildir; birinde ülke kodu ister, diğerinde istemez; birinde tarih formatı farklıdır. Bu uyumsuzluklar sahada sık sık sorun çıkarır. Bu yüzden veri alanları eşleştirilirken dönüşümler planlanmalıdır. Ayrıca kişisel veriler söz konusuysa, KVKK/GDPR gibi düzenlemeler açısından hangi verinin neden gönderildiği de net olmalıdır. “Her şeyi gönderelim” yaklaşımı yanlıştır; minimum gerekli veri ilkesiyle hareket etmek en doğru yoldur.

Beşinci adım sürdürülebilirliktir. Üçüncü parti servisler sürüm değiştirir, endpoint değiştirir, yeni zorunluluklar getirir. Eklentinin bu değişikliklere adapte olabilmesi için entegrasyon modüllerinin ana iş mantığından ayrılması gerekir. API katmanı ayrı olursa, servis değiştiğinde eklentinin tamamı değil, sadece ilgili modül güncellenir. Bu yaklaşım, bakım maliyetini ciddi şekilde düşürür. Ayrıca test ortamı (sandbox) kullanımı da önemlidir. Ödeme sağlayıcılarının test modları, kargo firmalarının test endpoint’leri gibi imkânlar kullanılmadan canlıya çıkmak, kumar oynamaktır.

Uyumluluk: Tema, PHP Sürümü, WordPress Sürümü ve Sunucu Gereksinimleri

WordPress eklenti geliştirmede uyumluluk, çoğu kişinin küçümsediği ama en çok baş ağrıtan konudur. Çünkü WordPress dünyası tek tip değildir: farklı temalar, farklı eklentiler, farklı PHP sürümleri, farklı sunucu ayarları ve farklı cache katmanlarıyla yaşayan bir ekosistemden bahsediyoruz. Sizin eklentinizin “sadece kendi sitenizde” sorunsuz çalışması yetmez; hedef, değişen koşullarda da sağlam kalmasıdır. İşte uyumluluk dediğimiz şey budur. Geleneksel ve disiplinli yaklaşım; değişkenleri baştan kabul etmek, buna göre geliştirmek ve test etmektir.

İlk konu WordPress sürüm uyumluluğudur. WordPress çekirdeği düzenli güncellenir; bazen güvenlik yamaları gelir, bazen büyük sürüm değişiklikleri olur. Eklenti, çekirdek fonksiyonlara yaslanırken WordPress’in önerdiği yöntemleri kullanmalıdır. “Kestirme” ile yapılan işler, çekirdek değiştiğinde kırılır. Ayrıca eklentinin hangi minimum WordPress sürümünü desteklediği baştan belirlenmelidir. Herkes en günceli kullanmıyor; ama siz de çok eski sürümlere takılı kalıp ilerlemeyi kilitlemek zorunda değilsiniz. Doğru olan, makul bir minimum sürüm belirlemek ve bunu hizmet şartı gibi net yazmaktır. Böylece hem güvenliği artırır hem de geliştirme sürecini kontrol edersiniz.

İkinci konu PHP sürümüdür. PHP tarafındaki değişimler, WordPress eklentilerini doğrudan etkiler. Eski PHP sürümlerinde çalışan kod, yeni sürümde uyarı veya hata üretebilir; yeni sürümde kullanılan bazı özellikler ise eski sürümde çalışmaz. Bu yüzden eklentinin minimum PHP sürümü net olmalıdır. Ayrıca kod yazarken “hata basmayacak” şekilde disiplinli davranmak gerekir. Notice ve warning’ler canlıda görünmeyebilir ama logları doldurur, performansı etkiler ve kritik hataların arasına karışır. Profesyonel eklenti, temiz log bırakan eklentidir.

WordPress Eklenti; Üçüncü konu tema uyumluluğudur. Tema, eklentinin ön yüzdeki çıktısını etkileyebilir. Kısa kodlar, bloklar veya widget’lar temadaki CSS ile çakışabilir. Bu yüzden eklentinin ön yüz çıktısı mümkün olduğunca sade ve esnek olmalıdır. Gereksiz agresif CSS yazmak, temayı bozar. İyi yöntem; sınıfları net tanımlamak, isim çakışmalarını önlemek, gerektiğinde minimum CSS ile tasarımı temaya bırakmak veya kontrollü bir “stil seçeneği” sunmaktır. Aynı şekilde JS tarafında da global alanı kirletmemek gerekir. Bir eklentinin sayfaya rastgele script basması, başka bir eklentinin script’iyle çakışabilir. Bu nedenle yükleme koşulları dikkatle yönetilmelidir.

Dördüncü konu sunucu gereksinimleridir. Paylaşımlı hosting, VPS, yönetilen WordPress hosting… Hepsinde limitler farklıdır: bellek sınırı, max execution time, dosya izinleri, curl/openssl sürümleri, güvenlik duvarı kuralları gibi. Eklenti özellikle entegrasyon yapıyorsa (API çağrıları, webhook’lar, ödeme doğrulama gibi) bu ortam farklarını hesaba katmalıdır. Örneğin bir API çağrısı zaman aşımına düşebilir; eklenti bunu yakalamalı ve kullanıcıya düzgün mesaj göstermelidir. Büyük dışa aktarmalar tek seferde yapılmamalı, parçalı işlenmelidir. Yani eklentinin tasarımı, “her sunucuda aynı güç var” varsayımıyla yapılmamalıdır.

Beşinci konu diğer eklentilerle uyumluluktur. WordPress’te her site, eklenti kalabalığıyla yaşayabilir. Bu kalabalıkta çakışma olmaması için namespace/prefix disiplini, doğru hook kullanımı, doğru enqueue yönetimi ve minimum global müdahale şarttır. Ayrıca WooCommerce, WPML, cache eklentileri gibi yaygın sistemlerle birlikte çalışacak bir eklentinin özel test senaryoları olmalıdır. “Bende oldu” yaklaşımı, müşteride sorun çıkarır. Sağlam yaklaşım; bilinen senaryolarda test edip sınırları netleştirmektir.

Çoklu Dil ve Çoklu Site Desteği: WPML ve Multisite Senaryoları

WordPress siteleri büyüdükçe iki ihtiyaç sıklaşır: çoklu dil ve çoklu site. Çoklu dil, aynı içeriği farklı dillerde sunmak demektir; çoklu site (Multisite) ise tek bir WordPress kurulumundan birden fazla site yönetmek demektir. Eklenti geliştirirken bu senaryoları hesaba katmazsanız, proje bir noktada duvara toslayabilir. “Şimdilik gerek yok” denilen ihtiyaçlar, iş büyüdüğünde bir anda zorunlu hale gelir. Bu yüzden disiplinli yaklaşım; en baştan i18n (çeviri) altyapısını düzgün kurmak ve multisite davranışını netleştirmektir. Bu, yıllardır doğru kabul edilen sağlam yöntemdir.

Çoklu dil tarafında ilk konu, metinlerin çeviriye uygun yazılmasıdır. Eklenti içindeki tüm kullanıcı görünen metinler, WordPress’in çeviri fonksiyonlarıyla hazırlanmalıdır. Aksi halde WPML, Polylang gibi araçlar metinleri yakalayamaz ya da eksik yakalar. Bu sadece “etiketleme” değil; hizmet kalitesidir. Çünkü bir eklentinin yönetim paneli Türkçe, ön yüzü İngilizce gibi karmaşık ama gerçek hayatta sık görülen kullanımlar vardır. Ayrıca eklenti e-posta şablonu üretiyorsa, o şablonların da diller bazında yönetilebilir olması gerekir. Sadece panel metinleri değil; bildirim başlıkları, buton metinleri, hata mesajları da çeviri planına dahil edilmelidir.

İkinci konu veri yapısıdır. Çoklu dilde bazı veriler dil bazlıdır (örneğin açıklama metinleri), bazıları ise dil bağımsızdır (örneğin bir kayıt numarası, sipariş kodu gibi). Eklenti, hangi verinin dil bazlı olduğunu doğru ayırmazsa karışıklık çıkar. Mesela bir hizmet talebinin durumu dil bağımsızdır; ama kullanıcıya gösterilen durum etiketi dil bazlı olabilir. Bu ayrımı yapmak, hem raporlama hem de kullanıcı deneyimi için kritiktir. Ayrıca URL yapısı ve slug yönetimi de çoklu dilde önem kazanır. Eklenti özel sayfalar veya endpoint’ler oluşturuyorsa, bunların dil yapılarına uyumlu davranması gerekir.

WordPress Eklenti; Üçüncü konu WPML gibi sistemlerle entegrasyon senaryosudur. WPML, içerik çevirisi yanında menüler, widget’lar, özel alanlar ve hatta bazı ayarların dil bazlı yönetimi gibi konulara dokunur. Eklentiniz bu alanlarda veri üretiyorsa, WPML’nin davranışını dikkate almanız gerekir. Örneğin eklenti bir seçenek (option) tutuyorsa, bu seçenek tüm diller için ortak mı olacak, yoksa dil bazlı mı olacak? Bu karar net değilse müşteri tarafında “bir dilde ayar yaptım, diğerinde değişti” şikâyeti çıkar. Sağlam yaklaşım; ayarları gruplamak ve hangi ayarın global, hangisinin dil bazlı olduğunu açıkça belirlemektir.

Multisite tarafında ise konu daha da ciddi olabilir. Multisite’da tek bir WordPress kurulumunda çok site vardır ve eklenti ya ağ genelinde (network) etkinleştirilir ya da tekil sitelerde etkinleştirilir. Eklentinizin hangi modda çalışacağı baştan planlanmalıdır. Örneğin eklenti veri tutuyorsa; veriler her site için ayrı mı olacak, yoksa ağ genelinde ortak bir havuz mu olacak? Çoğu senaryoda her site ayrı veri ister; ama bazı kurumsal yapılarda ortak havuz gerekebilir. Bu tercih, veritabanı tasarımını doğrudan etkiler. Ayrıca aktivasyon süreçleri multisite’da farklıdır: ağ genelinde etkinleştirmede her site için kurulum adımlarının düzgün çalışması gerekir. Bunu düşünmeden yazılan eklenti, multisite’da sorun çıkarır.

Multisite’da bir diğer kritik konu yetkilendirmedir. Network admin ile site admin farklı yetkilere sahiptir. Eklenti ayarlarının bir kısmı network admin’e, bir kısmı site admin’e ait olabilir. Bu ayrım net yapılmazsa güvenlik ve yönetim karmaşası çıkar. Ayrıca performans konusu da multisite’da daha hassastır; yanlış yazılmış bir sorgu tüm ağın performansını etkileyebilir. Bu yüzden multisite uyumluluğu, “varsa çalışır” değil, “planlanır ve test edilir” yaklaşımıyla ele alınmalıdır.

Test Süreci: Staging Ortamı, Hata Ayıklama ve Yayın Öncesi Kontroller

WordPress eklenti geliştirmede test süreci, “son bir bakarız” diye geçiştirilecek bir aşama değildir. Tam tersine, işin profesyonel olup olmadığını belirleyen çizgidir. Çünkü WordPress siteleri canlıda çalışır; müşteri trafiği, formlar, ödeme akışları, üyelik işlemleri gibi gerçek süreçler döner. Bu süreçlerde hata, sadece teknik bir sorun değil; doğrudan iş kaybı ve itibar kaybıdır. O yüzden disiplinli yaklaşım basittir: canlıda deneme yapılmaz, canlıya kontrollü çıkılır. Bu da staging (test) ortamı ve yayın öncesi kontrol listesiyle sağlanır.

Staging ortamı, canlı sitenin birebir kopyası gibi düşünülmelidir. Aynı tema, benzer eklentiler, benzer PHP sürümü ve mümkünse benzer sunucu ayarlarıyla kurulmalıdır. Eklentiyi sadece yerel ortamda test etmek çoğu zaman yetmez; çünkü canlıdaki cache katmanları, güvenlik kuralları, dosya izinleri, e-posta gönderim ayarları farklı olabilir. Staging’de amaç; gerçekçi koşullarda denemek ve sürprizleri canlıya taşımadan yakalamaktır. Geleneksel proje mantığında buna “kontrollü prova” denir ve yıllardır en sağlam yöntem budur.

Test sürecinde ilk aşama fonksiyon testidir. Eklentinin temel akışı baştan sona çalışıyor mu? Form kaydı oluşuyor mu, yönetim panelinde listeleniyor mu, durum güncelleniyor mu, bildirim gidiyor mu, dışa aktarma düzgün mü, yetkiler doğru mu? Her kritik adım, tek tek kontrol edilmelidir. İkinci aşama kenar durum testidir. Kullanıcı boş değer gönderirse ne olur? Çok uzun metin girerse ne olur? Aynı anda iki kişi aynı kaydı düzenlerse ne olur? Bir entegrasyon servisi yanıt vermezse sistem nasıl davranır? Bu senaryolar gerçek hayatta olur. “Bize olmaz” yaklaşımı, yazılımda bedel ödetir.

Üçüncü aşama uyumluluk testidir. Eklenti farklı tarayıcılarda, farklı cihazlarda (özellikle mobilde) ön yüz çıktısı veriyorsa kontrol edilmelidir. Admin arayüzünde tablolar, butonlar, filtreler farklı ekran boyutlarında düzgün görünmeli; WordPress’in güncel admin tasarımına uyumlu olmalıdır. Ayrıca diğer eklentilerle çakışma ihtimali olan alanlar test edilmelidir. Örneğin cache eklentileri, güvenlik eklentileri, çoklu dil eklentileri gibi yaygın kombinasyonlar, en azından temel akışta denenmelidir. Her kombinasyonu test etmek gerçekçi değildir, ama kritik kombinasyonları test etmek zorunluluktur.

Dördüncü aşama performans kontrolüdür. Eklenti sayfa açılışlarını yavaşlatıyor mu? Admin liste ekranı büyüyen veriyle ağırlaşıyor mu? Gereksiz sorgu var mı? Büyük dışa aktarma işlerinde time-out riski var mı? Bu kontroller yapılmadan canlıya çıkmak, “müşteri şikâyet edince bakarız” demektir. Oysa doğru yaklaşım, sorunları daha ortaya çıkmadan yakalamaktır. Beşinci aşama güvenlik kontrolüdür. Yetkilendirme doğru mu? Nonce kontrolleri var mı? Veri temizleme ve doğrulama yapılıyor mu? Yönetim ekranlarına yetkisiz erişim mümkün mü? Bunlar test edilmelidir; çünkü güvenlik açığı, genelde test edilmeyen noktalardan çıkar.

Yayın öncesi kontrol listesi, bu işin sigortasıdır. Sürüm numarası güncellendi mi? Değişiklik günlüğü (changelog) hazır mı? Geri dönüş planı var mı? Yedek alındı mı? Kritik ayarlar korunuyor mu? Yeni sürüm veri yapısını değiştiriyorsa migration adımı test edildi mi? Eklenti aktif/pasif yapılınca site bozuluyor mu? Bunlar tek tek işaretlenmelidir. Burada romantizm yok: kontrol listesi uygulanmazsa hata ihtimali artar. Basit bir atlama bile canlıda saatlerce kayıp demektir.

Sürümleme ve Güncelleme Yönetimi: Güvenli Yayın Akışı

WordPress eklentisi geliştirmek kadar onu doğru şekilde güncellemek de önemlidir. Çünkü eklentiler yaşayan yazılımlardır: WordPress sürümü değişir, PHP sürümü değişir, güvenlik beklentileri artar, yeni ihtiyaçlar doğar. Bu değişimin sağlıklı yönetilmesi için sürümleme ve yayın akışı disiplinli olmalıdır. “Güncelledik, oldu” yaklaşımı rastgele sonuç üretir. Doğru yaklaşım; sürüm numaralarını anlamlı kullanmak, değişiklikleri kayıt altına almak, geriye dönük uyumluluğu korumak ve yayın öncesi kontrolleri standartlaştırmaktır.

Sürümleme tarafında temel hedef, kimin neyi ne zaman değiştirdiğinin anlaşılır olmasıdır. Sürüm numarası yükselirken değişikliğin kapsamı da belli olmalıdır. Küçük hata düzeltmeleri ile kapsamlı geliştirmelerin aynı şekilde paketlenmesi doğru değildir. Ayrıca her sürümün bir değişiklik kaydı (changelog) olmalıdır. Kullanıcı, güncellemeden sonra ne değiştiğini bilmezse güven azalır. Değişiklik kaydı, aynı zamanda destek süreçlerini hızlandırır: “Bu sorun hangi sürümde başladı?” sorusunun cevabı netleşir.

Güncelleme yönetiminde en kritik konu geriye dönük uyumluluktur. Canlıda çalışan bir sistemin verisi ve ayarları vardır. Yeni sürüm yüklenince bu verinin kaybolmaması gerekir. Bu nedenle ayarlar yapısı korunmalı, eski değerler yeni sürümde doğru okunmalıdır. Eğer veri yapısında değişiklik gerekiyorsa, bu dönüşüm kontrollü yapılmalıdır. Örneğin yeni bir alan eklenecekse varsayılan değerler atanmalı, eski kayıtlar bozulmamalı, dönüşüm adımı yarıda kalırsa sistem kilitlenmemelidir. Veri dönüşümleri tek seferde ağır işlem olacaksa parçalı çalıştırmak gerekir; aksi halde time-out riski oluşur.

Bir diğer önemli konu, güvenli geri dönüş mantığıdır. Güncelleme sonrası beklenmeyen bir durum çıkabilir. Bu noktada paniğe gerek yok; ama baştan plan yoksa sorun büyür. Sağlıklı yayın akışında yedek alınır, staging’de denenir, canlıya kontrollü çıkarılır. Bu kontrol; özellikle ödeme, form, entegrasyon ve kayıt yönetimi gibi kritik işlevlerde şarttır. Güncelleme sürecinde yapılan küçük bir hata, eklentinin tüm akışını durdurabilir. O yüzden güncelleme “tek tık” kolaylığında görünse bile arkasında disiplin olmalıdır.

WordPress tarafında bir başka hassas nokta, uyumluluk testleridir. Yeni sürümde kullanılan bir fonksiyon, eski PHP’de çalışmayabilir; yeni WordPress sürümünde bazı davranışlar değişebilir. Bu yüzden güncelleme paketi hazırlanırken hedef sürümler net olmalı ve temel senaryolar test edilmelidir. Ayrıca üçüncü parti kütüphane kullanılıyorsa sürüm çakışmaları düşünülmelidir. Aynı kütüphaneyi farklı eklentiler farklı sürümle yükleyebilir. Bu tür çakışmaları azaltmak için bağımlılık yönetimi temiz tutulmalıdır.

Yayın akışında küçük ama kritik bir ayrıntı da hata yönetimidir. Güncelleme sırasında hata oluşursa bunu saklamak yerine kontrollü şekilde yakalamak gerekir. Kullanıcıya teknik detay dökmek doğru değildir; ama sistem içinde log tutmak destek sürecini hızlandırır. Ayrıca bazı güncellemeler “gizli” şekilde değil, kullanıcıyı bilgilendirecek şekilde yapılmalıdır. Özellikle ayar ekranında yeni seçenekler geldiyse, kullanıcı bunları görmeli ve gerekirse yönlendirilmeli. Böylece güncelleme sonrası “bozuldu” algısı yerine “iyileşti” algısı oluşur.

Özetle sürümleme ve güncelleme yönetimi; düzen, izlenebilirlik ve risk kontrolüdür. Sürüm numarası mantıklı kullanılmalı, değişiklik kaydı tutulmalı, veri dönüşümleri güvenli yapılmalı, uyumluluk test edilmeli ve canlıya geçiş kontrollü yönetilmelidir. Bu disiplin, eklentinin yıllar içinde güvenle büyümesini sağlar.

Kurulum ve Devreye Alma: Canlıya Geçişte Dikkat Edilecek Noktalar

Bir WordPress eklentisi geliştirmek kadar, onu doğru şekilde devreye almak da kritik bir iştir. Çünkü geliştirme ortamında her şey kontrollüdür; canlı ortamda ise gerçek kullanıcı, gerçek trafik ve gerçek veri vardır. Devreye alma süreci kötü yönetilirse en iyi eklenti bile sorun çıkarabilir. Bu yüzden canlıya geçiş, bir “yükleyip çalıştırma” işi değil, planlı bir kurulum sürecidir. Amaç; kesintisiz geçiş, veri kaybı olmaması ve beklenmeyen davranışların en aza indirilmesidir.

İlk adım, kurulum ön koşullarını netleştirmektir. Eklentinin minimum WordPress ve PHP sürümü, gerekli PHP eklentileri (curl, openssl vb.), dosya izinleri ve bellek limitleri gibi gereksinimler kontrol edilmelidir. Özellikle entegrasyon yapan eklentilerde HTTPS, sertifika zinciri ve dış isteklerin sunucu tarafından engellenip engellenmediği önem kazanır. Canlıya çıkmadan önce bu kontroller yapılmazsa sorun, en kritik anda patlar.

İkinci adım yedektir. Canlıya geçişten önce veritabanı ve dosya yedeği alınmadan iş yapılmaz. Bu kural serttir ama doğrudur. Çünkü WordPress siteleri çoğu zaman birden fazla eklenti ve tema kombinasyonuyla çalışır; yeni bir eklenti beklenmedik etkileşim yaratabilir. Yedek, geri dönüş planının temelidir. Geri dönüş planı da “gerekirse bakarız” değil, baştan net olması gereken bir prosedürdür: hangi adımlar geri alınacak, kim yapacak, ne kadar sürede yapılacak.

Üçüncü adım, canlıya geçiş sırasındaki veri senaryosudur. Eklenti yeni bir veri yapısı kuruyorsa (custom post type, özel tablo, ayarlar vb.) aktivasyon sırasında yapılacak işlemler kontrollü olmalıdır. Büyük veri dönüşümleri gerekiyorsa bunu tek hamlede yapmak risklidir; parça parça çalıştırmak daha güvenlidir. Ayrıca daha önce farklı bir sistem kullanılıyorsa, veri taşıma (import/migration) planı hazırlanmalıdır. Taşıma sırasında mükerrer kayıt oluşmaması, eksik alanların doğru tamamlanması ve tarih/saat gibi alanların format uyumunun sağlanması gerekir. Canlıda “kayıtlar karıştı” demek, güveni sarsar.

Dördüncü adım, devreye alma zamanlamasıdır. Kritik sitelerde gün içinde yoğun saatlerde geçiş yapmak doğru değildir. Trafiğin düşük olduğu zaman diliminde, gerekirse kısa bir bakım penceresi planlanarak geçiş yapılmalıdır. Bu, özellikle ödeme, rezervasyon, başvuru gibi kesintiye duyarlı akışlarda önemlidir. Ayrıca devreye alma sonrası ilk kontrol listesi uygulanmalıdır: eklenti aktif mi, admin menüler görünüyor mu, temel akış çalışıyor mu, bildirimler gidiyor mu, loglarda hata var mı, performans etkisi oluştu mu? Bu kontroller yapılmadan “tamamdır” denmez.

Beşinci adım, izleme ve stabilizasyon dönemidir. Canlıya geçiş sonrası ilk günler kritik olur. Kullanıcıların yaptığı işlemler takip edilir, beklenmeyen hata kayıtları kontrol edilir, gerekiyorsa küçük düzeltmeler hızlıca planlanır. Burada önemli olan panik değil, sistemli ilerlemektir. Devreye alma bir anlık iş değildir; kısa bir stabilizasyon süreciyle tamamlanır. Bu sayede eklenti gerçek hayatta oturur ve uzun vadede sorunsuz çalışır.

Özetle kurulum ve devreye alma; ön koşul kontrolü, yedek ve geri dönüş planı, veri senaryosu, doğru zamanlama, yayın sonrası kontrol listesi ve kısa stabilizasyon takibiyle güvenli hale gelir. Bu disiplin uygulandığında canlıya geçiş korkulacak bir süreç olmaktan çıkar, kontrollü bir operasyon haline gelir.

Dokümantasyon: Kullanım Kılavuzu, Teknik Notlar ve Eğitim

Bir WordPress eklentisi ne kadar iyi yazılmış olursa olsun, doğru dokümantasyon yoksa sahada sorun çıkarır. Çünkü eklentiyi geliştiren kişi ile eklentiyi kullanan kişi çoğu zaman aynı değildir. Yönetici panelinde işlem yapan biri, “bu alan ne işe yarıyor, hangi sırayla ilerlemeliyim, hata olursa ne yapmalıyım?” sorularına hızlı cevap ister. Dokümantasyon bu yüzden süs değil, işletme disiplinidir. Kılavuz yoksa kullanıcı deneme-yanılmaya gider; deneme-yanılma da hatayı büyütür, veriyi kirletir ve zaman kaybettirir. Doğru yaklaşım, eklentiyi teslim ederken kullanım ve teknik notları da düzenli şekilde teslim etmektir.

WordPress Eklenti; Dokümantasyonun ilk parçası kullanım kılavuzudur. Bu kılavuz, adım adım ve somut olmalıdır. Eklenti kurulumu nasıl yapılır, hangi ayarlar nereden yapılır, temel iş akışı nasıl çalışır, bir kayıt nasıl oluşturulur, nasıl güncellenir, nasıl silinir, filtreleme ve arama nasıl kullanılır, dışa aktarma nasıl yapılır gibi pratik soruların hepsi cevaplanmalıdır. Ayrıca yönetim panelindeki alanların kısa açıklaması olmalıdır. Kullanıcı “bu alanı boş bırakırsam ne olur?” diye düşünüyor ise kılavuz eksiktir. Kılavuz, kullanıcıyı doğru kullanıma zorlamalı; yanlış kullanımı azaltmalıdır.

İkinci parça teknik notlardır. Teknik notlar, geliştirici veya teknik ekip içindir. Eklenti hangi WordPress/PHP sürümlerini hedefler, veri yapısı nasıl tutulur, hangi tablolar veya post type’lar kullanılır, önemli hook’lar nelerdir, entegrasyonlar hangi endpoint’lerle çalışır, cron görevleri var mı, log nerede tutulur, debug nasıl açılır gibi bilgiler burada yer alır. Bu notlar olmazsa bakım ve geliştirme sürecinde zaman kaybı yaşanır. Bir problem çıktığında “nereden başlayacağız?” sorusu uzar. Oysa teknik notlar, teşhis süresini kısaltır.

Üçüncü parça sık sorulan sorular ve hata senaryolarıdır. Kullanıcıların en çok düştüğü tuzaklar burada açıkça yazılmalıdır. Örneğin “bildirim gitmiyor” durumunda kontrol edilecek şeyler, “kayıt listesi boş görünüyor” durumunda filtrelerin kontrolü, “entegrasyon çalışmıyor” durumunda API anahtarının doğrulanması, “dışa aktarma yarıda kesiliyor” durumunda sayfalama/parçalı işlem kullanımı gibi. Bu bölüm, destek yükünü ciddi şekilde azaltır. Kullanıcı basit soruna kendi çözüm bulursa hem sizin zamanınız hem müşterinin zamanı korunur.

Dördüncü parça eğitimdir. Eğitim her zaman uzun toplantı demek değildir. Kısa bir ekran kaydı, net bir “başlangıç rehberi”, temel akışın 10 dakikada anlatıldığı bir doküman çoğu zaman yeterlidir. Önemli olan, eklentinin kullanımının standartlaşmasıdır. Özellikle birden fazla kişinin panel kullandığı işletmelerde eğitim, “herkesin aynı işi aynı şekilde yapması” için gereklidir. Aksi halde biri farklı doldurur, diğeri farklı; veri standardı bozulur ve raporlar anlamsızlaşır.

Beşinci konu dokümantasyonun güncel tutulmasıdır. Eklenti sürüm aldıkça ayarlar değişebilir, yeni özellik eklenebilir, bazı alanlar taşınabilir. Doküman güncellenmezse kılavuz kullanıcıyı yanlış yönlendirir. Bu yüzden dokümantasyon, sürümleme mantığıyla yürütülmelidir: her sürümde değişen noktalar kılavuza yansıtılır, teknik notlar güncellenir, gerekiyorsa kısa bir “yenilikler” bölümü eklenir. Böylece kullanıcı güncellemeden korkmaz; neyin değiştiğini bilir.

Özetle dokümantasyon; kullanımı hızlandırır, hatayı azaltır, destek yükünü düşürür ve eklentinin uzun vadeli işletilmesini kolaylaştırır. Kullanım kılavuzu, teknik notlar, SSS ve kısa eğitim materyalleri olan bir eklenti; sadece çalışan değil, yönetilebilen bir eklentidir.

Bakım ve Destek: Hata Düzeltmeleri, İyileştirmeler ve Sürekli Geliştirme

WordPress eklentileri “bir kere yap, yıllarca unut” tipi işler değildir. Çünkü WordPress yaşayan bir sistemdir: çekirdek güncellenir, PHP sürümleri değişir, tarayıcı davranışları değişir, güvenlik tehditleri dönüşür, işletmenin ihtiyaçları büyür. Bu nedenle bakım ve destek, eklenti geliştirmenin doğal parçasıdır. Bakımı düşünmeden geliştirilen eklenti, zamanla kırılgan hale gelir ve bir gün en kritik anda arıza verir. Profesyonel yaklaşım nettir: eklenti, süreklilik mantığıyla yönetilir; hatalar hızlı düzeltilir, küçük iyileştirmeler düzenli yapılır, gerekirse yeni sürümler planlanır.

Bakımın ilk ayağı hata yönetimidir. Canlıda hatasız yazılım diye bir şey yoktur; önemli olan hatayı hızlı yakalamak ve tekrarlamasını önlemektir. Bu yüzden hataların doğru şekilde raporlanması gerekir. Hatanın hangi sayfada, hangi kullanıcı rolünde, hangi veride, hangi adımda oluştuğu gibi bilgiler olmadan teşhis uzar. Sağlıklı destek süreçlerinde hata raporu; adımlar, ekran görüntüsü, zaman bilgisi ve mümkünse log çıktısıyla gelir. Böylece çözüm süresi kısalır. Ayrıca hata düzeltmesi yapılınca “neden oldu, nasıl önledik” bilgisi de kayıt altına alınmalıdır. Bu, aynı hatanın tekrar dönmesini engeller.

İkinci ayak uyumluluk bakımıdır. WordPress güncellemesi geldiğinde eklentinin temel senaryoları kontrol edilmelidir. Özellikle admin ekranları, kayıt akışları, entegrasyon istekleri ve bildirimler hızlı test edilmelidir. PHP sürümü yükselince de benzer kontroller gerekir. Küçük bir deprecated uyarısı bile ileride fatal hataya dönüşebilir. O yüzden düzenli aralıklarla “sağlık kontrolü” yapmak en doğru yaklaşımdır. Bu kontrol; hem performansı hem de güvenliği korur.

Üçüncü ayak güvenlik güncellemeleridir. Güvenlik, bir defalık kontrol değil, sürekli teyakkuz işidir. Nonce kontrolleri, yetki kontrolleri, veri temizleme/doğrulama kuralları düzenli olarak gözden geçirilmelidir. Entegrasyon kullanılan servislerde doğrulama yöntemleri değişebilir; yeni gereksinimler gelebilir. Ayrıca kullanılan üçüncü parti kütüphaneler varsa bunların güncel tutulması gerekir. Burada amaç panik yapmak değil; düzenli bakım disiplinini sürdürmektir. Düzenli bakım, güvenlik açıklarının büyümeden kapanmasını sağlar.

Dördüncü ayak iyileştirmelerdir. Eklenti çalışıyor olabilir; ama kullanıcı deneyimi her zaman geliştirilebilir. Admin panelde daha iyi filtreleme, daha anlaşılır alan açıklamaları, daha hızlı listeleme, daha net bildirim mesajları gibi küçük dokunuşlar günlük operasyonu ciddi hızlandırır. Bu tür iyileştirmeler genelde düşük risklidir ama yüksek fayda sağlar. Ayrıca performans iyileştirmeleri de bakımın parçasıdır: sorgu optimizasyonu, önbellek stratejisi, gereksiz asset yüklemelerini azaltma gibi işler zamanla eklentiyi daha “hafif” ve daha stabil hale getirir.

Beşinci ayak sürekli geliştirmedir. İşletmeler büyüdükçe süreçler değişir; yeni aşamalar eklenir; yeni entegrasyonlar istenir. Bu noktada önemli olan, geliştirmeyi kontrolsüz şekilde birikmiş talepler yığınına çevirmemektir. Yeni özellikler için kapsam belirlemek, sürüm planı yapmak ve test ederek yayınlamak gerekir. Böylece eklenti “her şeye yetişmeye çalışan dağınık bir şey” değil, planlı şekilde büyüyen bir sistem olur. Sürekli geliştirme, ancak disiplinli sürümleme ve test kültürüyle sağlıklı ilerler.

Özetle bakım ve destek; hatayı hızlı çözmek, uyumluluğu korumak, güvenliği güncel tutmak, kullanıcı deneyimini iyileştirmek ve yeni ihtiyaçları planlı şekilde eklemek demektir. Düzenli bakım yapılan eklenti, yıllar içinde değer kazanır; bakım yapılmayan eklenti ise bir gün masraf çıkarır. Eklentiyi uzun ömürlü kılan şey, tam da bu süreklilik disiplinidir.

Maliyet ve Süre: Eklenti Geliştirmede Bütçe Nasıl Planlanır?

WordPress eklenti geliştirmede maliyet ve süre planlaması, “kaç sayfa var?” gibi yüzeysel ölçülerle yapılmaz. Çünkü eklenti işi, tasarımdan çok süreç ve iş mantığı işidir. Aynı görünen iki proje arasında günlerce fark olabilir. Bu yüzden doğru bütçeleme, kapsamı netleştirmekle başlar. Hangi akışlar olacak, kaç farklı kullanıcı rolü var, hangi ekranlar lazım, hangi veriler tutulacak, raporlama ve dışa aktarma var mı, entegrasyon var mı, güvenlik seviyesi ne olmalı? Bu soruların cevabı maliyetin temel belirleyicisidir. Net cevap yoksa net teklif de olmaz; çünkü belirsiz iş, belirsiz süre demektir.

WordPress Eklenti; Maliyeti etkileyen ilk büyük kalem, iş analizi ve kapsam çalışmasıdır. Pek çok kişi bu aşamayı “boşa zaman” zanneder, ama gerçek hayatta projenin en çok para yakan hataları burada yapılır. İyi analiz, gereksiz geliştirmeyi keser ve doğru öncelik sırası kurar. İkinci kalem mimaridir. Basit bir eklenti tek bir özellik yapabilir; ama büyümeye açık bir sistemde modüler yapı, sürümleme mantığı ve veri tasarımı gerekir. Bu da başlangıçta daha fazla emek ister, fakat uzun vadede maliyeti düşürür. Kısa yoldan yapılan iş, ileride daha pahalıya gelir; bu, yazılımın değişmeyen kuralıdır.

Üçüncü kalem entegrasyonlardır. Ödeme, SMS, kargo, CRM gibi dış servis bağlantıları; sadece “API çağırmak” değildir. Doğrulama, hata senaryoları, loglama, test ortamları, kota ve zaman aşımı yönetimi gibi ek iş çıkarır. Entegrasyon sayısı arttıkça hem süre hem maliyet artar. Dördüncü kalem yönetim paneli ve kullanılabilirliktir. Sadece arka planda çalışan bir özellik ile; filtreli liste ekranları, detay sayfaları, durum akışları, yetki matrisi olan bir admin panel arasında ciddi fark vardır. Panel iyi tasarlanmazsa kullanıcı hatası artar; bu da destek yükü demektir. O yüzden admin tarafı “ekstra” değil, projenin ana parçasıdır.

Süre planlamasında MVP yaklaşımı en sağlıklı yöntemdir. Her şeyi tek seferde bitirmeye çalışmak, hem planı bozar hem de kaliteyi düşürür. Bunun yerine önce temel akış çıkarılır: kayıt oluşsun, yönetilebilsin, bildirim gitsin. Sonra raporlar, gelişmiş filtreler, entegrasyonlar, otomasyonlar sürüm sürüm eklenir. Bu yaklaşım, bütçeyi de kontrol eder. Çünkü işletme önce çalışır bir sistem görür, geri bildirim verir, gereksiz istekler elenir, gerçekten değer üreten geliştirmeler öne alınır. Böylece süre uzasa bile proje “yaşayan ve iş yapan” bir şekilde ilerler.

Bütçe planlamasında bir diğer önemli konu, bakım maliyetidir. Eklenti canlıya çıktıktan sonra iş bitmez; güncellemeler, uyumluluk kontrolleri ve küçük iyileştirmeler gerekir. Bu yüzden bütçe sadece geliştirme için değil, bakım için de düşünülmelidir. Planlı bakım yapılırsa ani masraflar azalır. Plansız bırakılırsa bir gün acil durum çıkar ve maliyet birden büyür. Ayrıca test süreci de bütçenin parçasıdır. Staging kurulumu, senaryo testleri, yayın öncesi kontrol listesi gibi işler “fazla” görünse de aslında riski düşürür ve toplam maliyeti korur.

Pratik bir planlama yöntemi şudur: kapsamı üçe bölmek. Birincisi çekirdek ihtiyaçlar (MVP), ikincisi iyileştirmeler ve raporlama, üçüncüsü entegrasyonlar ve otomasyonlar. Her grubun hedefi, teslim kriteri ve tahmini süresi ayrı yazılır. Böylece bütçe şeffaflaşır, süre yönetilebilir olur, taraflar neyin ne zaman geleceğini bilir. Özetle eklenti geliştirme bütçesi; kapsam netliği, entegrasyon sayısı, admin panel karmaşıklığı, veri yapısı, test ve bakım planıyla belirlenir. Sağlam plan, sürprizi azaltır; sürpriz azalınca maliyet de kontrol altında kalır.

Hizmet Kapsamı: Size Özel Eklentide Neleri Üstleniyoruz?

Özel WordPress eklentisi geliştirme hizmetinin kapsamı net yazılmadığında, proje ilerledikçe “bu da var mıydı?” tartışmaları başlar. Bu tartışmalar hem süreyi uzatır hem maliyeti şişirir hem de kaliteyi düşürür. Doğru olan, hizmet kapsamını baştan kalem kalem tanımlamaktır. Böylece taraflar aynı şeyi anlar, proje disiplinli yürür. Özel eklenti işinde kapsam genellikle üç ana parçaya ayrılır: analiz ve tasarım, geliştirme ve test, teslim ve sonrasında destek. Bu parçaların her biri kendi içinde somut çıktılar üretmelidir.

İlk bölüm, iş analizi ve ihtiyaç netleştirmedir. Burada amaç “her şeyi yazalım” değil, doğru akışı kurmaktır. Kullanıcı senaryoları çıkarılır, hangi rollerin sistemi kullanacağı belirlenir, yetkiler netleştirilir, veri alanları tanımlanır, varsa entegrasyon ihtiyaçları listelenir. Bu aşamada bir yol haritası ve kapsam listesi oluşturulur. Böylece geliştirme sırasında “şu da eklensin” talepleri geldiğinde bunun yeni kapsam olduğu anlaşılır ve plan bozulmaz. Kapsam netliği, özel geliştirmede işin temel sigortasıdır.

İkinci bölüm, mimari ve geliştirmedir. Eklentinin dosya yapısı planlanır, modüler bir yapı kurulur, admin ve frontend kodları ayrıştırılır. Gerekli veri yapısı belirlenir: custom post type mı, meta alanları mı, özel tablo mu gibi kararlar verilir. Yönetim panelinde kullanılacak ekranlar hazırlanır: listeleme, filtreleme, detay ekranları, ayar sayfaları, rapor sayfaları gibi. İş akışına göre durum yönetimi, bildirimler (e-posta/SMS), kullanıcı rolleri ve yetkilendirme kontrolleri eklenir. Eğer API/ödeme/CRM/kargo gibi entegrasyonlar varsa, bu bağlantılar güvenli doğrulama ve hata senaryolarıyla birlikte geliştirilir. Bu aşamada amaç, sadece özellik yapmak değil; sürdürülebilir ve bakımı kolay bir yapı oluşturmaktır.

Üçüncü bölüm, güvenlik ve performansın standart olarak ele alınmasıdır. Form işlemlerinde nonce kontrolleri, yetki doğrulamaları, veri temizleme ve doğrulama kuralları uygulanır. Veritabanı sorguları optimize edilir, gereksiz yüklemeler önlenir, admin ve frontend tarafında sadece gerekli kodun çalışması sağlanır. Büyük veri işlemlerinde time-out riskini azaltacak yöntemler kullanılır. Bu kontrollerin amacı basittir: eklenti iş yaparken siteyi yavaşlatmasın ve açık vermesin.

Dördüncü bölüm, test ve yayın hazırlığıdır. Temel senaryolar baştan sona test edilir; kenar durumlar denenir; yetki ve güvenlik kontrolleri kontrol edilir. Eğer eklenti veri dönüşümü yapıyorsa (eski sistemden taşıma gibi) bu süreç de test edilir. Yayın öncesi kontrol listesi uygulanır: sürüm bilgileri, ayarlar, aktivasyon adımları, entegrasyon anahtarları, bildirim şablonları gibi kritik noktalar gözden geçirilir. Amaç, canlıda sürpriz yaşamamaktır.

Beşinci bölüm, teslim ve dokümantasyondur. Yönetim paneli kullanım kılavuzu, temel akışlar, ayar açıklamaları ve sık sorulan sorular gibi dokümanlar hazırlanır. Teknik tarafta veri yapısı, entegrasyon notları, log ve debug noktaları gibi bilgiler düzenlenir. Böylece eklenti teslim edildikten sonra da sistem yönetilebilir olur. Son bölüm ise bakım ve destek kapsamıdır. Hata düzeltmeleri, uyumluluk kontrolleri ve küçük iyileştirmeler belirli bir düzenle yürütülür; yeni özellik istekleri ise sürüm planına göre ele alınır. Bu yaklaşım, özel eklentinin uzun ömürlü olmasını sağlar.

Özetle özel eklenti hizmet kapsamı; ihtiyaç netleştirme, modüler geliştirme, güvenlik ve performans kontrolleri, test ve yayın hazırlığı, dokümantasyon ve bakım/destek adımlarından oluşur. Kapsam net olduğunda proje hızlı ilerler, kalite korunur ve sonuç tahmin edilebilir olur.

Hizmet Kapsamı: Size Özel Eklentide Neleri Üstleniyoruz?

Özel WordPress eklentisi geliştirme hizmetinin kapsamı net yazılmadığında, proje ilerledikçe “bu da var mıydı?” tartışmaları başlar. Bu tartışmalar hem süreyi uzatır hem maliyeti şişirir hem de kaliteyi düşürür. Doğru olan, hizmet kapsamını baştan kalem kalem tanımlamaktır. Böylece taraflar aynı şeyi anlar, proje disiplinli yürür. Özel eklenti işinde kapsam genellikle üç ana parçaya ayrılır: analiz ve tasarım, geliştirme ve test, teslim ve sonrasında destek. Bu parçaların her biri kendi içinde somut çıktılar üretmelidir.

İlk bölüm, iş analizi ve ihtiyaç netleştirmedir. Burada amaç “her şeyi yazalım” değil, doğru akışı kurmaktır. Kullanıcı senaryoları çıkarılır, hangi rollerin sistemi kullanacağı belirlenir, yetkiler netleştirilir, veri alanları tanımlanır, varsa entegrasyon ihtiyaçları listelenir. Bu aşamada bir yol haritası ve kapsam listesi oluşturulur. Böylece geliştirme sırasında “şu da eklensin” talepleri geldiğinde bunun yeni kapsam olduğu anlaşılır ve plan bozulmaz. Kapsam netliği, özel geliştirmede işin temel sigortasıdır.

İkinci bölüm, mimari ve geliştirmedir. Eklentinin dosya yapısı planlanır, modüler bir yapı kurulur, admin ve frontend kodları ayrıştırılır. Gerekli veri yapısı belirlenir: custom post type mı, meta alanları mı, özel tablo mu gibi kararlar verilir. Yönetim panelinde kullanılacak ekranlar hazırlanır: listeleme, filtreleme, detay ekranları, ayar sayfaları, rapor sayfaları gibi. İş akışına göre durum yönetimi, bildirimler (e-posta/SMS), kullanıcı rolleri ve yetkilendirme kontrolleri eklenir. Eğer API/ödeme/CRM/kargo gibi entegrasyonlar varsa, bu bağlantılar güvenli doğrulama ve hata senaryolarıyla birlikte geliştirilir. Bu aşamada amaç, sadece özellik yapmak değil; sürdürülebilir ve bakımı kolay bir yapı oluşturmaktır.

Üçüncü bölüm, güvenlik ve performansın standart olarak ele alınmasıdır. Form işlemlerinde nonce kontrolleri, yetki doğrulamaları, veri temizleme ve doğrulama kuralları uygulanır. Veritabanı sorguları optimize edilir, gereksiz yüklemeler önlenir, admin ve frontend tarafında sadece gerekli kodun çalışması sağlanır. Büyük veri işlemlerinde time-out riskini azaltacak yöntemler kullanılır. Bu kontrollerin amacı basittir: eklenti iş yaparken siteyi yavaşlatmasın ve açık vermesin.

Dördüncü bölüm, test ve yayın hazırlığıdır. Temel senaryolar baştan sona test edilir; kenar durumlar denenir; yetki ve güvenlik kontrolleri kontrol edilir. Eğer eklenti veri dönüşümü yapıyorsa (eski sistemden taşıma gibi) bu süreç de test edilir. Yayın öncesi kontrol listesi uygulanır: sürüm bilgileri, ayarlar, aktivasyon adımları, entegrasyon anahtarları, bildirim şablonları gibi kritik noktalar gözden geçirilir. Amaç, canlıda sürpriz yaşamamaktır.

Beşinci bölüm, teslim ve dokümantasyondur. Yönetim paneli kullanım kılavuzu, temel akışlar, ayar açıklamaları ve sık sorulan sorular gibi dokümanlar hazırlanır. Teknik tarafta veri yapısı, entegrasyon notları, log ve debug noktaları gibi bilgiler düzenlenir. Böylece eklenti teslim edildikten sonra da sistem yönetilebilir olur. Son bölüm ise bakım ve destek kapsamıdır. Hata düzeltmeleri, uyumluluk kontrolleri ve küçük iyileştirmeler belirli bir düzenle yürütülür; yeni özellik istekleri ise sürüm planına göre ele alınır. Bu yaklaşım, özel eklentinin uzun ömürlü olmasını sağlar.

Özetle özel eklenti hizmet kapsamı; ihtiyaç netleştirme, modüler geliştirme, güvenlik ve performans kontrolleri, test ve yayın hazırlığı, dokümantasyon ve bakım/destek adımlarından oluşur. Kapsam net olduğunda proje hızlı ilerler, kalite korunur ve sonuç tahmin edilebilir olur.

Sık Karşılaşılan Sorunlar: Neden Özel Eklenti Gerekiyor?

WordPress kullanıcılarının büyük kısmı aynı döngüyü yaşar: önce hazır eklentilerle hızlıca ilerlenir, sonra site büyüdükçe sorunlar başlar. Bu sorunların çoğu WordPress’ten değil, yanlış yöntemden kaynaklanır. Hazır eklenti, standart bir ihtiyacı standart şekilde çözmek için iyidir; fakat işletmeye özgü süreçler devreye girince “yama üstüne yama” dönemi başlar. Özel eklenti ihtiyacı da tam burada doğar. Çünkü sorun artık “özellik yok” değildir; “mevcut özellikler işletmenin işleyişine uymuyor” sorunudur.

WordPress Eklenti; En sık karşılaşılan problem, eklenti şişkinliğidir. Bir ihtiyaç için bir eklenti, bir ihtiyaç için bir eklenti derken site onlarca eklentiyle ağırlaşır. Her eklenti kendi CSS/JS dosyasını yükler, kendi sorgularını çalıştırır, kendi ayarlarını tutar. Sonuç: performans düşer, yönetim paneli ağırlaşır, hata olasılığı artar. Bu noktada özel eklenti, dağınık işleri tek bir mantık altında toplayarak yükü azaltır. Gereksiz özellikler taşınmaz, sadece ihtiyaç olan işlevler çalışır.

İkinci problem çakışmalardır. Hazır eklentiler aynı alanlara müdahale edebilir: form eklentisi ile cache eklentisi, güvenlik eklentisi ile AJAX işlemleri, çoklu dil eklentisi ile özel içerik türleri çakışabilir. Bu çakışmalar bazen açık açık hata verir, bazen sessizce veri kaybı üretir. “Bazen oluyor” denen sorunlar genelde buradan çıkar. Özel eklenti yaklaşımında ise iş mantığı kontrol altındadır; hangi hook nerede çalışacak, hangi script ne zaman yüklenecek belli olur. Çakışma riski azalır ve sorun çıktığında teşhis kolaylaşır.

Üçüncü problem iş akışının uyumsuzluğudur. Hazır eklenti, genellikle genel bir akış sunar. Oysa işletmenin gerçek dünyadaki akışı farklı olabilir: belirli durumlar, onay adımları, rol bazlı erişimler, özel bildirim kuralları, iç ekip notları, departman bazlı görünürlük gibi detaylar devreye girer. Hazır eklentiyi zorlamak, ya saçma workaround’lara ya da manuel iş yüküne sebep olur. Manuel iş yükü arttıkça hata artar. Özel eklenti, süreci işletmenin gerçek akışına göre kurar ve manuel işi azaltır.

Dördüncü problem veri dağınıklığıdır. Bir eklenti veriyi başka yerde tutar, diğeri başka yerde. Rapor almak zorlaşır. “Şu ay kaç talep geldi, kaçı sonuçlandı, hangi kanaldan geldi?” gibi basit sorular bile saatlerce uğraştırır. Veriyi tek bir yapı altında toplayan özel eklenti, raporlama ve dışa aktarmayı ciddi şekilde kolaylaştırır. Ayrıca veri standardı oluşur; herkes aynı alanları aynı formatta doldurur. Bu standardın oluşması, işin kurumsallaşması demektir.

Beşinci problem güvenlik ve sürdürülebilirliktir. Hazır eklentinin güncellemesi gecikebilir, geliştiricisi projeyi bırakabilir, lisans modeli değişebilir. Kritik bir güvenlik açığı çıkar ve siz güncelleme beklerken risk altında kalırsınız. Üstelik bazı eklentiler gereğinden fazla yetki ister veya kontrolsüz veri işler. Özel eklenti, güvenlik prensiplerine göre yazıldığı ve kontrol sizde olduğu için risk yönetimi daha nettir. Ayrıca ihtiyaç değiştiğinde eklentiyi geliştirmek mümkündür; “bu eklenti buna izin vermiyor” duvarına çarpmazsınız.

Son olarak bakım maliyeti problemi vardır. Çok sayıda hazır eklenti, çok sayıda güncelleme ve çok sayıda olası kırılma demektir. Her güncellemede “acaba ne bozulacak” tedirginliği yaşanır. Özel eklenti, işleri sadeleştirir ve güncelleme riskini yönetilebilir hale getirir. Bu, özellikle işin gelir üreten tarafını etkileyen süreçlerde büyük avantajdır.

Özetle özel eklenti ihtiyacı genelde şu noktada ortaya çıkar: hazır eklentilerle ilerlemek artık hız değil, yavaşlık üretmeye başlar. Performans düşer, çakışmalar artar, süreçler uymaz, veri dağılır, raporlama zorlaşır ve risk büyür. Özel eklenti, bu dağınıklığı toparlayıp işletmenin gerçek akışına uygun, kontrollü ve sürdürülebilir bir sistem kurar.

Teklif ve Başlangıç: Projenizi Nasıl Başlatıyoruz?

Özel WordPress eklentisi geliştirme projesini sağlıklı başlatmanın tek yolu, ilk adımı net ve düzenli atmaktır. Rastgele başlanmış bir proje, genelde rastgele biter. Bu yüzden başlangıç süreci; ihtiyaçların toparlanması, kapsamın yazılması, teslim kriterlerinin belirlenmesi ve iş planının oluşturulması üzerine kurulmalıdır. Böyle bir başlangıç hem süreyi hem bütçeyi kontrol eder, hem de projenin ilerleyen aşamalarında gereksiz tartışmaları azaltır. Çünkü herkes aynı hedefe bakar: ne yapılacak, ne yapılmayacak, ne zaman teslim edilecek.

İlk adım keşif ve ihtiyaç toplama görüşmesidir. Bu aşamada amaç “her şey olsun” demek değil; hangi süreçlerin eklentiyle çözüleceğini netleştirmektir. Kullanıcı rolleri (yönetici, editör, müşteri, personel gibi), temel iş akışı (kayıt oluşturma, yönetme, bildirim, raporlama), gereken ekranlar (liste, detay, ayar, rapor) ve varsa entegrasyonlar (API, ödeme, CRM, SMS gibi) listelenir. Ayrıca mevcut sistem varsa, nerede tıkandığı ve hangi verinin taşınacağı konuşulur. Bu aşama ne kadar net olursa, teklif o kadar doğru çıkar.

İkinci adım kapsam dokümanıdır. Kapsam dokümanı; yapılacak özellikleri maddeler halinde yazar ve her madde için kabul kriteri tanımlar. Kabul kriteri, iş bittiğinde “tamam” demeyi sağlayan ölçüdür. Örneğin “Yönetici kayıtları duruma göre filtreleyebilmeli” gibi cümleler net olmalıdır. Belirsiz cümleler (örneğin “raporlama olsun”) projeyi uzatır; çünkü herkes farklı anlar. Kapsam dokümanı ayrıca kapsam dışını da yazar. Kapsam dışı yazılmadıkça proje sürekli büyür. Bu, eklenti projelerinde en sık yaşanan sorundur.

Üçüncü adım yol haritası ve sürüm planıdır. Her şeyi tek seferde çıkarmak yerine, önce MVP (temel akış) sürümü planlanır; sonra iyileştirmeler, raporlar, entegrasyonlar ve otomasyonlar sürüm sürüm eklenir. Bu yaklaşım, hem bütçeyi yönetir hem de kullanıcıya hızlı değer sağlar. Ayrıca sürüm planı, test ve yayın disiplinini de kolaylaştırır: her sürümün test senaryosu ve teslim kriteri olur.

Dördüncü adım tekliflendirmedir. Teklif, sadece toplam fiyat yazmak değildir; kapsamın hangi parçalarının dahil olduğu, hangi parçaların opsiyon olduğu, tahmini süre aralığı, teslim kalemleri ve varsa lisans/servis maliyetleri gibi detayları içerir. Özellikle entegrasyonlarda üçüncü parti servislerin ücretleri veya sınırları olabilir; bunlar teklif öncesinde netleştirilmelidir. Ayrıca bakım ve destek kapsamı da teklifin parçası olmalıdır. Çünkü canlıda çalışan bir eklentide “sonrası yok” yaklaşımı gerçekçi değildir.

WordPress Eklenti; Beşinci adım geliştirme hazırlığıdır. Geliştirme başlamadan önce test ortamı hazırlanır, erişimler planlanır, gerekiyorsa örnek veriler oluşturulur. Ardından geliştirme ve test süreci başlar. Bu sırada kısa aralıklarla ara sürümler çıkarılıp akış doğrulanabilir. Böylece proje sonunda büyük sürpriz çıkma ihtimali azalır. Sonrasında yayın hazırlığı, kontrol listesi ve canlıya geçiş planı uygulanır.

Özetle proje başlangıcı; keşif, kapsam dokümanı, sürüm planı, net teklif ve kontrollü geliştirme hazırlığı ile doğru yapılır. Bu başlangıç disiplini, özel eklenti işinin en kritik kısmıdır. Sağlam başlanan proje; süresi, maliyeti ve kalitesi yönetilebilir bir şekilde ilerler.